İçeriğe geç
  • Dolar 49,3358
  • Euro 55,2068
  • Sterlin 65,4274
  • Bitcoin 4.077.002 ▼ %0,28

Kültür-Sanat

Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde anlattığı Gaziantep'teki Hışvahan sanata ev sahibi oldu

Gaziantep'in tarihî Hışvahan'ı, İsmail Acar'ın "Stilizasyondan Formasyona" adlı retrospektif sergisine ev sahipliği yapıyor. Yüzyılların izini taşıyan bir handa, Anadolu'nun kültürel hafızası bu kez resimlerin diliyle yeniden karşımıza çıkıyor.

Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde anlattığı Gaziantep'teki Hışvahan sanata ev sahibi oldu

Gaziantep'in tarihî Hışvahan'ı, İsmail Acar'ın "Stilizasyondan Formasyona" adlı retrospektif sergisine ev sahipliği yapıyor. Yüzyılların izini taşıyan bir handa, Anadolu'nun kültürel hafızası bu kez resimlerin diliyle yeniden karşımıza çıkıyor.

Yelda İPEKLİ

Hışva… Bu kelimeyi ilk duyduğumda, sanki Gaziantep'in taşlarına pamuk kozalarının yumuşak sıcaklığı çökmüş gibi hissetmiştim. Çünkü "Hışva" pamuk kozasıymış; "Hışvahan" ise pamukların toplandığı, pamuk ticaretinin yapıldığı han demek.

1563-1577 yılları arasında Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan Hışvahan, Gaziantep'in tarihî hanları arasında özel bir yere sahip. Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde de adı geçen bu yapı, yüzyıllar boyunca tüccarların, yolcuların ve farklı kültürlerin buluşma noktalarından biri olmuş.

Gaziantep Kalesi'nin karşısında yükselen taş duvarlarına baktığınızda, geçmişin yalnızca kitaplarda ya da müzelerde saklanmadığını düşünüyorsunuz. Bazen bir avluda, bazen bir kapının kemerinde, bazen de yüzlerce yıl önce aynı taşlara dokunmuş insanların bıraktığı izlerde yaşıyor tarih.

Belki de bu yüzden tarihî mekânlarda karşılaşılan sanat eserleri insana başka türlü sesleniyor.

Bir resme bakarken yalnızca sanatçının anlattıklarını değil, o resmin sergilendiği mekânın geçmişini de düşünüyorsunuz. İki ayrı zaman, aynı yerde buluşuyor.

İşte Hışvahan, 30 Kasım'a kadar böyle bir buluşmaya ev sahipliği yapıyor.

İSMAİL ACAR'IN SANAT YOLCULUĞU

Sanatçı İsmail Acar'ın "Stilizasyondan Formasyona" başlıklı retrospektif sergisi, ilk desenlerinden olgunluk dönemine uzanan sanat yolculuğunu bir araya getiriyor.

Sergide Mevlevî ve sema yorumları, sultan portreleri, kaftanlar, "Bereket" anlatıları, "Kırmızı Seri" ve "360 Şehirler" gibi farklı dönem ve temalardan eserler yer alıyor.

Bu çeşitlilik, Acar'ın yalnızca biçimsel arayışlarını değil, Anadolu'nun tarihine ve kültürel birikimine duyduğu ilgiyi de görünür kılıyor.

Sultan portrelerinde tarihsel figürler, kaftanlarda geçmişin görsel ihtişamı, Mevlevî yorumlarında ise hareketin ve düşüncenin izleriyle karşılaşıyoruz.

Benim favorim "Kırmızı Seri".

Kırmızı, başlı başına güçlü bir renk. Tutkunun, hareketin, hayatın ve kimi zaman da çatışmanın rengi. Acar'ın eserlerine bakarken bu rengin taşıdığı farklı anlamları düşünmeden edemiyorum.

Retrospektif sergilerin en sevdiğim yanı da bu zaten. Bir sanatçının yalnızca bugün geldiği noktayı değil, oraya ulaşırken geçtiği yolları da görme imkânı sunmaları.

İlk desenlerle sonraki dönem eserleri yan yana geldiğinde, sanatın tek bir anda ortaya çıkmadığını; arayışlarla, değişimlerle ve zaman içinde gelişen bir bakışla şekillendiğini hatırlıyoruz.

GEÇMİŞİN MEKÂNINDA BUGÜNÜN SANATI

Hışvahan'da bu sergiyi ilginç kılan unsurlardan biri de mekân ile eserler arasında kurulabilecek ilişki.

Bir zamanlar pamuk ticaretinin yapıldığı, farklı coğrafyalardan insanların gelip geçtiği bir hanın bugün sanat eserlerine ev sahipliği yapması, tarihî yapıların değişen işlevleri üzerine de düşündürüyor.

Çünkü kültürel mirası korumak, yalnızca eski taşları ayakta tutmak değil. O mekânların bugünün hayatıyla nasıl ilişki kurduğunu da sorgulamak gerekiyor.

Tarihî bir yapının otel, restoran ya da sergi alanı olarak yeniden kullanılması, beraberinde önemli bir soruyu getiriyor: Geçmişin hafızasını ne kadar koruyor, ne kadar dönüştürüyoruz?

Bu sorunun tek bir yanıtı yok.

Ama sanatın böyle mekânlarda kendine yer bulması, geçmişle bugün arasında yeni bir konuşma başlatabiliyor.

İsmail Acar'ın Anadolu'nun tarihsel ve kültürel imgelerinden beslenen eserleri de bu konuşmanın bir parçası.

Hışvahan'ın taşları yüzyılların izini taşırken, duvarlarında sergilenen resimler başka zamanların ve başka hayatların hikâyelerini anlatıyor.

Ve insan, bütün bu hikâyelerin arasında dolaşırken şunu düşünüyor:

Anadolu'nun kültürel hafızası yalnızca geçmişte kalan bir miras değil. Her kuşakta yeniden yorumlanan, yeniden üretilen ve bazen bir ressamın tuvalinde başka bir biçime kavuşan canlı bir birikim.

Hışvahan'dan ayrılırken aklımda kalan da tam olarak bu oluyor.

Bir zamanlar pamuk kozalarının toplandığı bir handa, bugün sanatın farklı renkleri ve biçimleri bir araya geliyor. Belki de bir mekânın yaşamaya devam etmesi, biraz da yeni hikâyelere yer açabilmesinden geçiyor.

patronlardunyasi.com

Kaynak: Patronlardunyasi

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…