İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.086.186 ▲ %0,45
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Yaşam

Sosyeteye girmek bugünlerde çok kolay, peki sosyete gerçekte ne?

Bir zamanlar sosyeteye girmek için aile, eğitim, görgü ve kültür gerekiyordu. Bugünse pahalı bir restoran, bir tekne ve doğru masada çekilmiş fotoğraf yeterli. Peki, sosyete gerçekten bu muydu?

Sosyeteye girmek bugünlerde çok kolay, peki sosyete gerçekte ne?

Bir zamanlar sosyeteye girmek için aile, eğitim, görgü ve kültür gerekiyordu. Bugünse pahalı bir restoran, bir tekne ve doğru masada çekilmiş fotoğraf yeterli. Peki, sosyete gerçekten bu muydu?

Toygun ATİLLA

Geçenlerde yine bir sosyete haberi okudum. Artık kimlerin sosyeteye mensup olduğunu takip etmekte zorlanıyorum.

Bir iş insanı Bodrum'da teknesine biniyor, sosyete.

Bir hanımefendi Nişantaşı'nda alışveriş yapıyor, sosyete.

Bir başkası ünlü birinin doğum gününe katılıyor, ertesi sabah o da sosyeteye terfi ediyor.

Üstelik sınav yok. Yabancı dil, kitap, sanat bilgisi gerekmiyor.

Fotoğrafta görünmeniz yeterli.

Galiba Türkiye'de en kolay girilen kulüp sosyete oldu.

Bir kez girdiniz mi çıkmak da zor. Servetinizi kaybedebilirsiniz ama magazin arşivine sosyetik olarak girmişseniz ömür boyu sosyetiksiniz.

Hele şimdi internet, dijital medya çağındayız ki sosyete olmak daha da kolay.

İletişim Fakültesi'nden yeni mezun olmuş, 20'li yaşlardaki, sosyete kelimesinin manasını bile bilmeyen genç bir editör kardeşimiz sizi sosyete olarak yazdıysa tamamdır. Artık sosyetesiniz!

Merak ettim. Bu kelimenin başına ne zaman böyle bir şey geldi? Biraz geriye gittim.

SOSYETENİN ATASI YOLDAŞ ÇIKTI

Sosyete, Fransızca société kelimesinden geliyor. Onun atası Latince societas. Daha geriye gidince socius çıkıyor karşımıza.

Anlamı arkadaş, ortak, yoldaş.

Yani kelimenin soy ağacında ne yat var ne özel uçak.

Arkadaşlık ve birliktelik var.

Fransızcada toplum, şirket ve sosyal çevre anlamlarına gelen kelime, Türkçede zamanla varlıklı ve seçkin çevreleri anlatmaya başlamış.

Bir ayrıntı daha söyleyeyim. Sosyetik, Türkçenin ürettiği bir türev.

Fransızlardan sosyeteyi almışız, sosyetikliği kendimiz geliştirmişiz.

Doğrusu bunda epey başarılı olmuşuz.

AMERİKA'NIN MİLYONERİ BİLE SOSYETEYE GİREMEDİ

Avrupa'da yüksek sosyetenin kuralları vardı. İngiltere'de genç kadınlar saraya takdim edilir, hükümdarın huzurunda reverans yapardı. Bu gelenek 1958'de sona erdi.

Amerika'da ise 19. yüzyılın sonunda Caroline Astor, New York sosyetesinin en etkili isimlerindendi.

Dönemin seçkinleri için kullanılan The Four Hundred, yani Dört Yüzler ifadesi, Astor ailesinin balo salonunun kapasitesiyle ilişkilendiriliyordu.

Demiryollarından büyük servet kazanan Vanderbilt ailesi bile başlangıçta bu çevreye kolayca kabul edilmedi.

Alva Vanderbilt, 1883'te yaklaşık 1.200 davetlinin katıldığı gösterişli bir balo düzenledi. Caroline Astor da davetliler arasındaydı.

Bu balo, Vanderbiltlerin yüksek sosyeteye kabulünün simgelerinden biri oldu.

Düşünün. Amerika'nın en zengin ailelerinden biri olabilirsiniz ama sosyeteye girmek için balo vermeniz gerekebilir.

Bizde bazen baloya katılmanız bile gerekmiyor.

Otelin önünde görüntülenmeniz yeterli. Ertesi gün magazin basını zaten sizi 'sosyete' ilan etmiştir bile…

OSMANLI'NIN İLK RESMÎ BALOSU SAVAŞ GEMİSİNDEYDİ

1832 yılı.

Sultan II. Mahmud döneminde, Kasımpaşa önünde demirli Mahmudiye kalyonunda devlet adamları ve yabancı diplomatlar için bir balo düzenleniyor.

Bu bilgiyi İstanbul Ansiklopedisi'nde buldum.

Ah ah, diyorsunuz ki sen hâlâ ansiklopedi mi karıştırıyorsun Google'a bakmak yerine…

Biz böyle bir nesiliz, ne yapalım…

Neyse, mevzumuza geri döneyim.

İstanbul Ansiklopedisi'ne göre Osmanlı'nın ilk resmî balosu o gün yapılmıştı.

Padişah da davette.

Asıl ilginç olan, halkın tepkisini çekmemek için balo malzemelerinin gemiye hava karardıktan sonra taşınması.

Yine de gemiden yükselen müzik ve ışıklar Kasımpaşa halkını kıyıya topluyor.

Aradan neredeyse iki asır geçmiş.

Gemiler değişmiş, davetler değişmiş.

İstanbul'da kimin hangi teknede eğlendiğini merak etme alışkanlığı değişmemiş.

Yalnız o zaman Instagram olmadığı için içeride kimlerin bulunduğunu öğrenmek biraz daha zormuş.

İSTANBUL'UN CEMİYET HAYATINI KİMLER KURDU?

İstanbul'un modern cemiyet hayatını yalnızca saray mensupları oluşturmadı.

Pera ve Galata'nın Levantenleri, Rum ve Ermeni tüccarları, bankerler ve yabancı diplomatlar da bu dünyanın önemli parçalarıydı.

17. yüzyılın sonlarından itibaren yabancı elçiliklerde balolar düzenleniyordu.

1865'e gelindiğinde Pera ve Galata'da Paris salonlarıyla karşılaştırılabilecek davetler yapılıyordu.

Cumhuriyet'le birlikte cemiyet hayatında bürokratlar, diplomatlar, sanayiciler, sanatçılar ve eğitimli şehirli kesimler daha fazla ağırlık kazandı.

Cumhuriyet baloları da yeni toplumsal hayatın simgelerinden biri oldu.

Cemiyet hayatına mensup olmakla seçkin insan olmak aynı şey değil.

1939'DA DA AYNI SORU SORULMUŞ

Araştırırken ilginç bir gazete yazısına rastladım.

20 Mart 1939.

Akşam Postası.

Unutmadan söyleyeyim. Bu bilgiyi Google'dan buldum :)

Yani teknolojiyi kullanıyorum gördüğünüz gibi :)

Yazar, eğitimci ve düşünür İsmail Hakkı Baltacıoğlu.

Başlık: Sosyete nedir?

Baltacıoğlu, kelimeyi sosyolojik anlamda ele alıyor. Aynı yerde bulunan insanların, aralarında gerçek toplumsal bağlar olmadan bir topluluk oluşturmayacağını anlatıyor.

Örneğin aynı plajda veya tren kompartımanında bulunmak yeterli değil.

Okuyunca bugünün davet fotoğraflarını düşündüm.

Aynı masada oturan on kişi.

Herkes gülümsüyor, fotoğraf çekiliyor.

Acaba kaçı gerçekten birbirini tanıyor?

Kaçı yarın servetini kaybetmiş arkadaşını yine aynı masaya davet eder?

TÜRKİYE'NİN GERÇEK SOSYETESİ VAR MI?

Bence var.

Köklü iş aileleri, kültür ve sanat çevreleri, diplomatlar, uluslararası ilişkileri güçlü aileler…

Yalnız servetle seçkinliği birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Örneğin Vehbi Koç, 1969'da vakfını kurdu. 1980'de eşi Sadberk Hanım'ın anısına Türkiye'nin ilk özel müzesi açıldı.

Sakıp Sabancı'nın Emirgan'daki Atlı Köşk'ü de 2002'de müze olarak halka açıldı.

Eczacıbaşı ailesinin kültür ve sanat alanındaki kurumsal çalışmaları da bu açıdan önemli.

Burada mesele ailelerin bütün üyelerini görgü timsali ilan etmek değil.

Servetin kalıcı kültür kurumlarına dönüşmesi.

Bir yalı satın almak başka, onu müzeye dönüştürmek başka.

Bir ailenin büyüklüğünü yalnızca bilançosu değil, geride bıraktığı kurumlar da anlatır.

PARANIZ VAR, PEKİ GÖRGÜNÜZ?

Gelelim en hassas konuya.

Görgü.

Bir insanın görgülü olduğunu hangi çatalı kullandığından mı anlarsınız?

Bence asıl görgü, garsona nasıl davrandığında, kendisinden daha az parası olan biriyle nasıl konuştuğunda ortaya çıkar.

Bir de sahip olduklarını sürekli anlatma ihtiyacı duyup duymadığında.

Bazı insanlar vardır.

Beş dakika konuşursunuz, otomobilinin markasını öğrenirsiniz.

On dakika sonra teknesinin boyunu.

Yarım saat dayanabilirseniz özel uçağının menzilini de öğrenebilirsiniz.

Oysa hangi kitabı okuduğunu öğrenemeyebilirsiniz.

Yanlış anlaşılmasın.

Patronlar Dünyası'nın patronu olup da lükse düşmanlık yapacak hâlimiz yok.

Benim itirazım, bir insanın sahip olduklarının kendisi hakkında söyleyebileceği tek şey hâline gelmesine.

İngilizlerin old money, new money ayrımı var.

Eski para, yeni para.

Eski paranın mutlaka görgülü, yeni paranın mutlaka görgüsüz olduğu düşüncesine katılmıyorum.

Bence mesele paranın kaç kuşaktır ailede olduğu değil.

Paranın insana ne yaptığı.

SOSYETENİN ENFLASYONU

Sosyete kelimesinin bugünkü hâlinden biz gazeteciler de sorumluyuz.

Bir davette görünen herkesi sosyetik yaptık.

Bir restoranda yemek yiyen herkesi cemiyet hayatının ünlü ismi ilan ettik.

Oysa zenginlik ekonomik bir durum, cemiyet hayatı sosyal bir çevre, görgü ve kültür ise kişisel birikim.

Türkiye'de galiba bir de sosyetik enflasyonumuz var.

Üstelik bunu ölçen bir kurum da yok.

Her davette biraz daha artıyor.

Yıllardır iş dünyasının içindeyim. Çok zengin insanlar tanıdım.

Bazılarıyla konuşurken servetlerini unutursunuz.

Bazıları ise unutmanıza asla izin vermez.

Bence gerçek klas biraz da burada.

Karşınızdakine sürekli kim olduğunuzu hatırlatmak zorunda kalmamakta.

Bir zamanlar sosyeteye kabul edilmek için referans gerekiyordu.

Bugün rezervasyon yeterli.

Sosyete olmayı bu kadar kolaylaştırdık da seçkin insan olmayı neden bu kadar unuttuk?

patronlardunyasi.com

Kaynak: Patronlardunyasi

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…